Hayallerle …

   Yağmurlu bir gün , günü saran mis gibi kahve kokusu. Aklımda hayallerim kalbimde kocaman bir umut ile devam ediyor gün.

   Hayallerimde yaşıyorum bu günler de. Bir an önce başımı yastığa koymalı ve düşlemeliyim; kalbimden geçen her şeyi. Öyle yüzeysel düş kuramam ben, her ne varsa hayalimde detay düşlerim. Bilirim bir gün yaşayacağım onları. Er yada geç bir gün. O gün geldiğinde sevinçten bulutların üzerine çıkarken unutmamalıyım bir çok şeyi diye düşlerim detay detay.

   Hayallerimle yaşıyorum, çoğu gerçekleşen hayaller. Sarılıp uyuyabiliyorum mesela. Kokusunu içime çekip cenneti düşleyebiliyorum. Penceremi açıp gökyüzünü doldurabiliyorum kalbime.

   
Ve inanıyorum, kalbimden geçen ne varsa bir gün mutlulukla yaşayacağım. O umut asla bitmeyecek…

 

NE OLMAMALIYIM?

   Daha küçücük bir çocukken başlar insan hayal kurmaya. Bir polis görür hayran olur. İyi insanları kötülerden korumak için polis olmak ister. Bir öğretmen görür öğrencileriyle tatlı tatlı konuşan ,hayran olur. Güzellikler öğretmek için öğretmen olmak ister. Annesini görür, sıcacık gülümsemesiyle yatmadan önce sütünü getirir, bitirince başını okşar, koklayarak öper, iyi geceler der annesi, hayran olur. Sevmek çok sevmek için anne olmak ister.

      Bütün bunlar saflıktandır. Zihni tertemiz olan, sadece sevgiyi ve güzellikleri düşünen masum bir çocuğun hayalleridir.

      Yıllar geçer tertemiz hayallerini gerçekleştirmek için çalışır çocuk. Tabi artık çocuk değildir. İnsanları tanıyordur artık, büyümüştür.

       Düşünür; iyiliğin kötülükle, güzelliğin çirkinlikle olamayacağını fark eder. Tertemiz hayallerini gerçekleştirmek için “ne olmamalıyım?” der.

       Yalancı olmamalıyım öncelikle. İnsanları kandırmamalıyım, aptal yerine koymamalıyım. Doğru olmalıyım dosdoğru her zaman ve her şeye karşı. Samimiyetsiz olmamalıyım ayrıca. İstemediğim şeyleri istiyormuş gibi yapıp etkilemeye çalışmamalıyım insanları. Ne hissediyorsam o olmalıyım. Bencil olmamalıyım. Bir şeyi yaparken düşünmeliyim. Kimleri etkiler, nasıl etkiler yapacağım şey. Rahatsız olurlar mı, zarar görürler mi diye düşünmeliyim. Veren olmalıyım ama bunu yaparken insanların beni kullanmasına da izin vermemeliyim. Riyakar olmamalıyım. Yaptıklarımı insanlar beni övsün diye yapmamalıyım.

   
Ne isem o olmalıyım, her zaman ve her şeye karşı…..

 

HAYAT’ A SEVGİLERİMLE


  Öyle bir an gelir ki söylemek istediğin şeyleri söylemen gereken kişilere değil seni en çok anlayana söylediğini fark edersin. Çünkü ne düşüncesizlere incelik öğretebilirsin ne de aklı olmayana fikir verebilirsin. Sadece konuşabilirsin seni anlayana.

 Birkaç güzel şey olur. Yine bu döngüye kapılır insan. Anlayanı olması büyük şanstır onun için. Ama iyiyi ama kötüyü , hayatın her halini anlatabilirsin. Yüreğini açabilirsin. Kalbinden dökebilirsin ne varsa. Sevdiğini anlatmak, mutluluğunu paylaşmak bir yana; nefretini ve kızgınlığını da saçabilirsin. Ama ona sadece ona. Ne varsa kırgınlığın ne varsa kızgınlığın sadece ona anlatabilirsin. Yargılamaz çünkü seni. Dinler sadece. Anlaşıldığını bilmek kadar insanı rahatlatan az şey vardır.

  Hayat, güzelliklerle dopdolusun, evet. Ama mutsuzluğuma, öfkeme, kırgınlığıma, nefretime kısaca hissettiğim ne varsa ortak olana en büyük şükrüm. Bu yolda sonsuzluğa kadar yanımda olana en büyük şükrüm. Yanında huzur bulduğuma, bir ömür kördüğüm olduğuma en büyük şükrüm. Sevdiğime en büyük şükrüm.

  Hayat, iyi kilerle yaşıyorum seni. İyi kilerle yaşatana en büyük şükrüm.

  Hayat’ a sevgilerimle ….      

 

Ah Hayat…

 İçinden çıkılmaz bir hal alsa da 

 Yaşıyoruz bazen. 

Dua dua sığınıyoruz yaratana.

 Bir kapı bekliyoruz 

 En güzele en hayırlısına açılan. 

 Ah hayat,

 Bir tarafta dertlerine derman için yakarırken,

 Diğer tarafta yanı başında 

 Sevdiklerinle olduğun için ,

 Şükürler edersin. 

 Durur bir an düşünürsün sonra; 

 Dert etmeye değer mi

 Dert adını verdiklerin.

 Hayır dersin 

 Bakarken gözlerine sevdiğinin.

 Ah hayat, 

 Seni güzelleştiren sevda,

 Seni güzelleştiren annelik,

 Seni güzelleştiren

 Bir ailenin olması.

 Sahip olduğun güzellikleri yaz yaz bitmez. 

 Çünkü hayat bir şiirdir

 Ve şiirler bitmez dünya döndükçe…

 

MAVİ AŞK

   Yine gece. Yıldızlarla örtülü üzerimiz. Hikayemi bulduğumdan beri gece dost olmayı bıraktı bana. Ya da ben onu bıraktım, hayata daldım. Şimdi fark ediyorum da kalbimden dökülmek isteyen tüm o kelimeler hep geceyi beklerdi. Hala geceyi bekliyor. Herkesin el etek çekmesini, sokakların sakinleşmesini, iş makinelerinin durmasını, ağlayan bebeklerin uyumasını…

    Ah gece sevgili dostum. Yine bekledim ve bitti gün. Şimdi yazma zamanı. Hep dinleyensin sen, yine dinle. İçimde kelimeler birikmiş halde geldim yine… Çok güzel bir kitap okudum. Belki de o hatırlattı bana seninle geçirdiğimiz nice vakitleri. Hikayeni bulmak zordur, bulduğunda peşinden koş asla bırakma diyordu kitapta.

   Yıllar önce yani kendi hikayemi aradığım zamanlarda, bir tutam sevgi ararken düşünürdüm; nasıl bir hikayem olacak nasıl biriyle yazılacak diye. Vakit geldi başladı hikayem. Ben hep masal dedim. Tıpkı uykuya dalarken dinlediğimiz gibi olsun diye, biz masalı dedim. Bir çok şeye onunla anlam kattım. Bugün anladım maviyi neden sevdiğimi. Onu sevdikten sonra sevmeye başlamıştım maviyi. Deniz gibi temiz, gökyüzü gibi uçsuz bucaksız. İkisi arası kadar sevmeyi öğrendikten sonra sevdim maviyi…

   İşte bugün anladım nedenini;
İkisinin arası sonsuzluk demekti. Ve ben sonsuzluğa kadar onunla olmayı diliyorum…

 

SENİ DÜŞLEMİŞİM

 Hayal hayal seni düşlemişim meğer

   Sevilmeyi düşlemişim.

   Huzurla saracak kucağı düşlemişim

   Seni düşlemişim hayal hayal.

   Küçük bir kırıntı da olsa aşkı düşlemişim ben.

   Yüreğindeki gözünden okunan bir sevdalı düşlemişim,

   Kördüğüm bakan gözbebekleri.

   Seni düşlemişim,

   En baba merhametiyle gökyüzü kadar sahiplenen.

   Ne zaman yüreğim daralsa,

   Gölgesine sığınabilecek bir çınar düşlemişim

   Gülüşüyle ferahlatan.

   Hayal hayal seni düşlemişim meğer,

   Kalbimi gülüşünle kördüğüm ettiğim sevgili…

                     

Her şey O’ndan Sonra Başladı

   
Bilmem ki nedir bu insanlar beğenecek mi korkusu. Ben kalbim her estiğinde doldururdum satırları. Ne hissediyorsam o an; ne varsa yüreğimi kabartan, yazardım. Şimdilerde garip bir hal, yeni kelimeler toplamaya gitmiyor kalemim. Her başladığım cümle, olmaz baştan dedirtir oldu bu aralar.  

  Aslında yeni şeylerle karşılaştığımda hep böyle olurum. Bir korku kaplar içimi önce. Nasıl olduğunu bilmediğim her şeye karşı, gardım hazırdır her zaman. Korkumun çözümüdür gardım arkasına saklanmak.

   Biraz zaman geçtiğinde, iş içinden çıkılmaz bir hal alır. Zaman yüzleşme zamanıdır. Bunu anlarım. Alırım kendimi karşıma başlarım konuşmaya. Kızım elif, neyin var senin, neden bu haldesin diye sorarım. Ya başaramazsam! Ya altından kalkamazsam; başlamaya cesaret ettiğim, hayalini yıllara ötelediğim işlerin. Sonra düşünürüm; ille bir konu belirleyip yazmayı düşündüğüm ne varsa bir kenara bırakırım önce. Rahatlamaya ihtiyacım var çünkü. Sevdiğim müzikleri dinlerim ,notalara kulak veririm. Hissettiklerime götürür beni notalar. Düşünürüm sonra; ben hep hayal, ben hep aşk olmuşum. Tabi bunlar hep o’ndan sonra. Kalemim hep o’ndan sonra kelimeleri bağlamış hayata.

   O zaman yüzleşme sona erdi. Her şey gün yüzüne çıktı. Hissettiklerini yazar insan. O zaman ben, her gün aşkı yaşamaya, daima hayaller kurmaya ve hayatımız son bulana kadar seni yazmaya adıyorum kendimi.

 

Gözden Irak Olan Gönülden Irak Olur Mu?

   Nasıl bir kor düşer insanın kalbinin tam orta yerine; bebeğini kaybeden bir annenin haberini aldığında anlarsın. Anne olunca anlarsın.

   Senelerce birlikte okuduğun, güldüğün, konuştuğun insanlar vardır ya geçmişinde. Hani başına ne gelse koşup anlattığın. Karnına ağrılar saplanana kadar güldüğün insanlar. Bazen de hıçkırarak ağlayıp derdini anlattığında gözlerindeki yaşlarla yanında olan insanlar. Çok değil, ya birdir ya iki. Benim hayatımda iki güzel insan vardı. O zamanlar.

   Zaman geçtikçe herkes hayatında çizdiği yolları takip ederken, ardında bıraktığı bu güzel insanları hep arar. Yeri geldiğinde hep anar. Kopmamaya söz vermiş olsan da derttaşlarından, sırdaşlarından; hayatı başka bir köşeden seyre dalar insan.

   Uzaksın ama bir telefon kadar yakınsın aslında. Zamanın unutturduklarındansınız artık. Bir haberiyle kalbine hala kor düşüyorsa, hala derttaşsınızdır. Eskitemediklerindensiniz zamanın.

   Gözden ıraksınız belki ama asla gönülden ırak olamazsınız. Nasıl hissettiğini bildiğiniz insanlardan gönül bağını asla koparamazsınız. Gözyaşları içinde perişan olduğunu bildiğinde, kalbin sıkışmaya başlar senin de. Onun ciğerini yakan senin de kalbini yakar.

   
Hatalısın. Gönülden bağlı olduğun insanları gözünden ırak ettiğin için. Nelere zaman ayırmayı bilip gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla bir olduğun insanları ihmal ettiğin için hatalısın. Mutluluğuna ortak, sıkıntılı anına destek olamadığın için hatalısın. Kaybında da ancak gözyaşı döküyorsan uzaktan hatalısın.

   Sözüm olsun; gönülden bağlı olduğum insanları gözümden ırak etmeyeceğim. Hayat uzaklaştırır belki ama asla koparamaz gerçek dostları birbirinden…

 

UMUTLA KAL

  Kalk ve silkelen. Kendin için yaptığın çoğu şeye nasıl olur da bu kadar ara verirsin. En çok da ruhunu doyurduğun şeylere.

   Ne oldu sana? Haftalardır her fırsatı uyku ile doldurur oldun. Bedenin mi yorgun gerçekten yoksa ruhun mu kaçıp saklanmak isteyen? Yine kendini sorguladığın bir gündesin anlaşılan. Ruhunu huzura erdirmenin yolunu arıyorsan eğer saklanma ardına uykunun. Kalk ve silkelen. Aynada gördüğün sensin evet ; kaç zamandır bakmakla yetindiğin, sensin. Arındır aklını tüm o kötü düşüncelerden hani sana iyi gelmeyen. Kucakla yeniden hayatı. Kaldır başını ve bak gökyüzüne; göreceksin seni sarmalayan hakikati.

   Söylesene; ne zaman kendini teslim etsen tüm varlığınla O’na, her şey daha da güzel gelmedi mi hayatına. Unuttun yine teslim olmayı, yuvarlanıp gittin hayatta.

   Kalk ve silkelen;

   Teslim ol seni yaratana. 

   İnan yapacaklarına.

   Başla, nereden olursa.

  Unutma; umutla dolu bir kalp,

   Sa
rar ruhu mutlulukla….

 

Ömür Boyu Bitmez Gözyaşları

   
Hayatın hangi döneminde daha çok ağlar insan? Çocukken düştüğünde dizlerin kanadığında mı? Ben dizlerimden çok ellerimi yaralardım çocukken. Olmadık yerlerde düşer , ellerim çizildiğinde kalbim çizilmiş kadar acırdı canım. Birkaç gün sonra geçtiğinde unuturdum acısını. Belki birkaç gün sonra yenisi olurdu. O zamanlar en büyük acı bu diye düşünürdüm.

    Biraz zaman geçtikten sonra dizimde ellerimde oluşan o yaralar için ağlamayı bıraktım. Yeni bir şey öğrenmiştim; fiziksel bir yara olmadan da insanın canı acıyormuş. Herkesin içinde küçük düşürüldüğünde mesela. Ne yapayım ben böyleyim, güzel değilim belki ama asla kötü değilim senin gibi diye hıçkırarak ağladığım zamanlarım oldu. O zamanlar insan tarafından nasıl göründüğüm benim için çok önemliydi. Kimsenin dikkati üzerimde olmasın aman birinden bir eleştiri duymayayım diye sessiz sakin bir kız olarak anılmayı seçtim. Böyle olmak daha kolaydı. Çünkü o zamanlar en büyük acıyı küçük düşürüldüğüm de yaşardım. En çok o zaman ağlardım.

   Biraz zaman geçtikten sonra herkesin düşüncesi kendine diye düşündüm. Ağlamayı bıraktım. Belki de insanların meşguliyetleri arttı. Bilemiyorum. Ama o zamanlar ailemden ayrı kalmak acısını hissetmiştim. Bu daha ağırdı. Daha zordu. Gecenin karanlığı çökerken güne, sanki kalbime bir düğüm bağlanırdı. Geçen her saat daha da sıkı düğümlenirdi. Kalbime çöken karanlığı gözyaşlarımla silmek isterdim. Ama olmazdı. Evime döndüğümde huzurluydum işte. Anne gönderme beni o hapishaneye diye ağlardım bir zamanlar. En çok bunun için ağlardım.

   Yıllar geçti. Ne elimde düştüğüm günlerin izi kaldı ne de insanları konuştuğunda gözyaşıyla ortamı terk eden elif kaldı. Yıllar bana çok şey kattı. İnsan yaş almadan olgunlaşamıyormuş bunu anladım artık. Meğer hayat, bizi bir hamur gibi yoğurup olgunlaştırmış zamanla.

   Beş sene oldu baba evinden çıktığım günden bu yana. Ve ben hala bir anı hatırladıkça, kalpten ağlıyorum. Hani her şeyin harika olduğu, kendini prensesler gibi hissettiğin o gün var ya, düğün günü. Hani gelin konvoyu kapıya gelmiş, herkesin bir telaş koşturduğu gün. Hani ağlama makyajın bozulur denilip kendini zor bela tuttuğun gün. İşte o gün; baba evinden çıkıp merdivenden indiğimde kendini zor tutan bir baba görmüştüm. Görüşmek için sarılmıştık. İşte o sarılmayı unutamam hala. En büyük acı oydu o gün bana. En çok onun için ağlamıştım.

   Her geçen gün geçmişin acıları unutulur belki ama asla boşluğu dolmaz bazı acıların. Ve ömür boyu bitmez gözyaşları…

 

KALBİNİ HİSSET

 
  Ne güzel şeydir hayal kurmak. Hayata bağlar geleceğe kenetler insanın yüreğini.

   Aşkı tatmak istersin, hayal edersin. Nerede, ne zaman tanışacağını bilmeden sevdiğin kişinin  hayalini kurup aşkla bakmak istersin gözlerine. Zaman geçer, hayaller gerçeğe dönüşür. Karşında sevdiğin adam aşkla gözlerine bakarken anlarsın; hissettiklerin hayallerinin ötesindeymiş. Artık sevdiğin adamın eşi olduğun günlerin hayalini kurarsın. Bembeyaz gelinliğinin içinde seni almaya gelmiş vaziyette hayal edersin sevdiğini. Derken gün gelir; prensesler gibi beklerken sen, kapını tıklatır, elini uzatır sevdiğin. O an yine hayallerinin ötesinde bir duygu yaşadığını hissedersin. Her şey güzel giderken yeni bir hayalle bağlanırsın hayata. Bu kez tatlı bir bebek hayal edersin; kucağında sana anne derken. Zaman gelir ve yaşarsın bu hayali. O an yine hissedersin hayallerinin ötesinde bir duygu tattığını.

   Yıllar birbirini kovalarken yeni bir hayale tutunup yaşamaya devam eder insan. Öyle bir hayal ki ancak gerçekleştiğinde hissedersin o kocaman mutluluğu.

   Hayaller hisleri vermez belki ama güzellikle dolup seni geleceğe umutla bağlar. Ve gerçekleştiğinde kalbini hissetmeni sağlar hayaller. Unutma hiçbir hayal olmaz değildir. Çünkü Allah olmazları oldurur…

 

HOŞGELDİN YÜREĞİME

 Aşk, bu kadar yakında mıydın sen,

 Neden gelmedin kaç zamandır?

 Bilmiyor muydun ki 

 Yüreğim sükut edip beklemekteydi seni. 

 Her an kapısı çalınacakmış gibi kalbimin,

 Sükut edip beklemekteydi.

 Ansızın geldin sen, 

 Beklemediğim bir anda. 

 Nasıl olacak dediğim onca şey varken; 

 Ben, aşk olabileceğinden habersizdim.

 Ey aşk; yüreğimin sayıkladığı, 

 Nerede diye beklediği o güzel his,

 Bu kadar yakındayken bu kadar geç gelmen

 Kırdı kalbimi. 

 Tek bir şeyi bil; 

 Her şey zamanında güzel. 

 Ve her şey güzel olacaksa

 Beklemeye değer.

 
Hoş geldin yüreğime…

 

ŞÜKÜR İLE YAŞA

   Çok şey olur, çok konuşursun. Döktün sanırsın içini. Rahatladım dersin. Biraz zaman geçer de dönüp kendine baktığında; yine boğazıma kadar doluyum dersin. Her şeyi bırak bir kenarı. Yaşadıklarını ve isteyip henüz yaşayamadığın her şeyi bırak. Kilitle zihninin bir köşesine.

   Bir düşün bakalım, üç gün önce tekerlekli sandalyesiyle havuzun kapısından giren o kızı. Kapısını tutarken nasıl gülümsüyordu. Neden gülmesin ki hava güzeldi, havuzda tatilin keyfini çıkaracaktı. Nasıl da içtendi gülüşü hatırla. Nasılda masumdu yüzü. Nasıl da ışıldıyordu göz bebekleri. Kalbinden geliyordu bu duruluk. Başından kim bilir ne geçti de yürüyemez olmuştu. O zamanlar kim bilir ne hissetmişti. Nasıl dağılmıştı, darmadağın olmuştu, kim bilir. Ne yaşadıysa yaşamış, o hayatına bakmaya devam etmişti. Gülümsüyordu. Çoğumuzun yapamadığı o güzel samimiyetiyle. Kıymetini biliyordu yaşadığı her anın.

Söylesene tüm bunları görmüşken sana ne oluyor. Nasıl böyle küsebiliyorsun hayata, insanlara, gökyüzüne. Dışarıya çıktığında aldığın her nefeste ayaklarının üzerine basabiliyor iken, rüzgarı hissedip ardından gelen kuş seslerini duyabiliyor iken nasıl küskün olabilirsin hayata. Bulutların arasından parlayan güneşi görebiliyorken; gece ayı, yıldızları seyir edebiliyorken, nasıl oluyor da küsebiliyorsun hayata. Her sabah gözlerini açtığında yanı başında sevdiğinle uyanabiliyor iken, bir telefon uzağındayken tüm sevdiklerin nasıl olur da küskün kalırsın hayata.

   Hayattaki en büyük yıkım şükürsüz kalmaktır aslında. Çünkü insan hep daha iyiyi isterken;  yaşadığı hayatı asla yaşayamayacak olanları hiç düşünmez. En büyük yıkım budur işte. Şükür ile sarıl hayata. Her yeni güne sıkı sarıl, tıpkı evladına en güzel günü yaşatmak için sandalyesini sıkıca tutan o anne gibi…

 

UMUTSUZ BİR SERZENİŞ

  Geldim işte. Nerelerde olduğumu bilmiyorum. Buralardaydım bedenen ama ruhen uzaklardaydım. Çok çok uzaklarda. Olmak istediğim yerde olmak için sürekli uykudaydım. Hayallerim sarsın beni diye uykulara daldım hep.

   Uzun zaman oldu çok uzun. Açmak istemedim gözlerimi. Her şeye kapattım kendimi. Ve bir yüzleşmeye başladım. Hayatta dedim ne düşlediysem yaşadım şimdiye kadar.  Peki şimdi bu reddediliş niye diye kendimi sorguladım uzun zaman. Ne hayaller bıraktı peşimi ne sorgular sualler. Kalbime döndüm umuda sabırla sarıl dedi. Sonu selamete çıkacak bir serzeniş bu. Ne zamana kadar devam edecek bilinmez belki ama sonunda ferahlık olacak güven bana dedi.

   Ey kalbim, daha önce bu denli tükenmemiştim hiç. Ruhumu sıkı sıkı saran bu mutsuzluk ve umutsuzluk daha önce bu denli tüketmemişti beni. Uykudan uyandım, evet. Ama hala gözlerim kapanır kapanmaz ordayım. Uçsuz bucaksız denizin sesiyle hapsolduğum yerdeyim. Uzaklarda çok uzaklarda. Sadece seninle , bebeğimizle ve mutluluğumuzla çok uzaklardayım …

 


KİMİM BEN ?

   İçimde beş yaşında bir çocuğun heyecanıyla yaşayan bir kadınım. Salıncak gördüğünde heyecanlanır o çocuk. Bindiğinde ise gökyüzüne ulaşacakmış gibi hisseder, yüzünü okşayan her rüzgarda. Bir çikolatayla mutlu olan bir kadınım. İçindeki çocuğu hiç büyütmek istemeyen, onun heyecanıyla yaşamaktan zevk alan bir kadın…

   Bir anneyim. Evladı karnındayken sadece sağlığı için geceler boyu dua eden. Önce sancılara sabreden, kucağına aldığında kokusunu içine çekip şükreden, sonra geceler boyu uykusuz kalan, bebeği kucağında uykuya daldığında derin nefes alan bir anne. Ne zaman yürüyecek diye düşünen, yürümeye başladığında düşmesin diye bebeğinin peşinde pervane olan bir anne. Her kelimesinde mutlu gülüşler bırakan güzel bir bebeğin annesi. En güzel yaşlarımda bana hissettirdiği güzel duygular için şükür eden bir anne. Anne olarak yaşadığım için gerçekten mutlu bir kadınım…

   Bir annenin evladıyım. Yıllar geçse de sen büyüdüm desen de hiçbir zaman annemin gözünde büyümeyen bir evladım. Kötü olduğunu hisseden, acaba nasıl diye düşünen, endişelenen bir annenin evladıyım. Kucağıma bebeğimi aldıktan sonra annemin parçasıyım, can parçasıyım diye hissettiğim bir evladım. Gözyaşlarımı ve gülüşlerimi paylaştığım bir annem olduğu için şükür eden bir evladım. Bir babanın evladıyım aynı zamanda. Hayatım boyunca beni koruyacağını bildiğim bir babanın evladıyım. Gelinliklerle evden çıkarken dağ gibi olduğunu hissettiğim; kalbimin hıçkırıklarla ağladığı o an da ardımda bırakmak zorunda kaldığım. Bu anı her hatırladığımda aynı duyguyu hissettiğim o dağ gibi adamın evladıyım. Böyle bir anne babanın evladı olmaktan mutluluk duyan ve şükreden bir kadınım…

   İyi ki çocuğum, iyi ki anneyim, iyi ki evladıyım annemin ve babamın.

   Bir ablayım. Küçük kardeşini şefkatle uyutmuş, onun sayesinde öğretmen olmanın hayalini kurmuş bir ablayım. Sevmenin her şeyden güzel olduğunu öğretmenin hayalini kurmuş bir ablayım. Daha küçücükken didişip  durduğum, canını yediğim bir kardeşin ablasıyım; şimdilerde canciğer olduğum. Kötü olduğunu sesinden anlayabildiğim, her anında sarılamasam da onun için gözyaşı dökebildiğim bir kardeşin ablasıyım. Gülüşlerine de hıçkırarak ağlayışlarına da eşlik edebilen, her zaman nasihate ihtiyacı olduğunu düşünürken kendisinden akıl alabildiğim bir kardeşin ablasıyım. Hayatları boyunca mutlu ve huzurlu yaşasınlar diye geceler boyu dua ettiğim kardeşlerin ablasıyım. Tüm bunları abla olarak hissedebildiğim için mutlu bir kadınım.

   Bir eşim. Henüz sevmenin ve sevilmenin ne olduğunu bilmediğim zamanlarda, bu heyecanları yaşamanın hayalini kurduğum zamanlarda, işte tam da beklenmedik bir zamanda tanıştığım o gencin eşiyim. Olmaz diye düşündüğüm, Allah’ım naip et bana aşkı diye dua ettiğim, kalbimin en güzel yerinden kıpırtılar hissettiren gencin eşiyim. Kalbimi emanet ettiğim, ruhumu adadığım o gençle birlikte yaş almakta, ömür geçirmekteyim. İşten eve dönüşünü hala aynı heyecanla beklemekteyim. Ne varsa paylaşabildiğim için mutluyum. Üzgün, sıkkın ve bunalmışken gözyaşlarımı; sevinçliyken gülüşlerimi, kahkahalarımı; sinirlerim bozukken surat asışlarımı, kıskançlıktan ettiğimiz fırtınalı kavgaları, her şeyi ne varsa her şeyi paylaşabildiğim için mutluyum. Kendisiyle sonsuzluğu istediğim bir adamın eşiyim. Bana kendim olmayı terk ettirmediği için, başkası gibi davranmak zorunda olmadığım için teşekkür ettiğim adamın eşiyim.

   Ve sen, bu hayatta hangi sıfatla hangi vasıfla yaşarsan yaşa kendin olmayı asla bırakma…

 

SAMİMİ NİYETİMİZİ KAYBETTİK

 Kendimi bildim bileli severim çocukları. Kahkahalarını severim en çok. Heyecanlandıklarında ellerini çırpışlarını ise daha da çok severim. Mutluluk oyundan ibarettir onlar için. Biraz sevgiyle yaklaşanı, önce oyunlarına dahil ederler sonra mutluluklarına. Daha sonra bir de bakarsın bambaşka bir diyardasın. İşte ben o diyarda olmayı severim en çok.

   Düşüncelerimi kapatırım. Yarına dair planları rafa kaldırırım. Geleceğin bütün kaygılarına kapatırım düşüncelerimi. Bırakırım o anın güzelliği sarmalasın bizi. Hani kocaman gülüşleriyle sararlar ya yüreğimizi, hani gözbebeklerine bakınca içine düşersin ya mutluluğun; işte öyle güzel sarmalasın bizi diye bırakırım bütün yorgunlukları, kırgınlıkları, pişmanlıkları…

   Neden bu kadar düşkünüm çocuklara, neden bu kadar seviyorum diye düşündüm. Tertemiz sevdikleri için çıkarsız. Tertemiz güldükleri için kalpten. Hani derler ya keşke hep çocuk kalsaydık, hiç büyümeseydik diye. İşte böyle düşünenler çocuklardan kopamıyor bir türlü.

   Baksana yetişkinlerin hayatına. Herkes bir koşturmada. Sokaklarda aceleyle işe gitmeye çalışanlar, evde biran önce  çocukları okula göndermeye uğraşanlar. Hep acele hep koşturma. İnsan bir an saniye durup etrafına baktığında yanından geçen bakkal amcaya selam verebilecekken, balkonda halı silkeleyen komşu teyzeye hal hatır sorabilecek iken kaçar gibi uzaklaşıyor mahallesinden. Çok değil bundan on sene öncesine kadar susadığımızda kapısını çaldığımız insanlardı bunlar. Zaman ne ara bu kadar değişti anlamıyor insan. Gerçi zaman değil değişen insanın kendisi. Öyle bir hal aldı ki yaşamak; benim işim hallolsun da kim ne yaparsa yapsın fikriyle, aman falanca para, makam sahibi, bir işimizi görür muhakkak diye insan biriktirmeye başladı insan. Çıkarsız sevgiyi geçtim, samimi bir gülüş bile bulamaz oldu insan şu günlerde.

   En çok neye üzülüyorum biliyor musun, çocuklardaki samimiyeti hayatın her alanında bulmak isteyen insana üzülüyorum. Yok arkadaş yok, sana ailenden başka yakın yok, kalpten sevenin yok.

Velhasıl beni çocukların diyarında bırakın. Sevgiyle oyunlar oynayıp, içten kahkahalar atalım. Ve büyümeyelim hiçbir zaman; çıkar karışmasın sevgimize, bozulmasın samimi niyetimiz…

 

UÇURUMUN BAŞINDA

 Yıllar geçtikçe geçer dediklerim kalbimde dibi görünmeyen bir uçurum açmış. Geçmemiş. Aman boş ver dediklerim meğer kalbimi yemiş bitirmiş. Ruhumu paramparça etmiş. 

 Fark etmez olur mu hiç insan tüm bu yaşadıklarına kalbinin. Olmaz tabi. Ben keyfime keyif katıp gülüp eğlenirken oldu ne olduysa. Yıllar yılları kovaladıkça üzerini örterken kalbimin; oldu ne olduysa. Cahildim o zamanlar o sebepten idi bütün umursamazlıklarım desem koca bir yalan söylemiş olurum. Seve seve örttüm üzerini hislerimin. Seviyorum dedim, geçer dedim. Son olur belki artık diye diye topladım ruhuma gözyaşlarımı. Öyle yaşlar ki artık gözlerimin ucunda toplu duruyorlar. Küçük bir şey yetiyor binlercesini akıtmaya. Peki cahil miydik severken; olanı olacakları görmeden mi sevdik. Yok yok öylesine aklı başındaydım ki severken ne yaptımsa bile isteye yaptım. Ben pişmanlığını yaşamam isteyerek yaptıklarımın. Tüm pişmanlığım kalbime ettiğim eziyet ve ruhumu toparlayamayacak seviyeye getirdiğim bunalım hali.

 Şimdi ise uçurumun başında aşağıya bakarken; ardımda sevdiklerimin sesini duyup ardıma bakıyorum. Gözyaşlarımla sarılıyorum onlara. Zaman diyorum ey zaman; sana bırakılacak bir şey kalmadı artık. Kalbimin hatırına tüm sevdiklerim hatırına dinecek bu yaşlar. Kapanacak o uçurum…

Kalp Günlüğü; Kalbimdeki Serçe

        Küçücük bir serçenin kanat çırpışlarını hissettin mi hiç kalbinde? Hani o ilk heyecanın yüreğini sardığı çırpışlar. Döne   döne uçar...