KALP GÜNLÜĞÜ; KENDİN OLMAK

 



      “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının isteklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor”  demiş Clarissa P.Estes.

      Kendimiz olmak; bunu yapmaya ne zaman başlıyor insan tahminen. Benim gibi yirmi beşine kadar pembe gözlük taktıysanız, işte anca ondan sonra. Önce kendini keşfedip ne yapacağına karar verince insan çok daha kolay kendini şekillendiriyor ya hani, işte sonrasında görülüyor ki sürgün vurulmak an meselesi.

      Bir duraklama geliyor orada insana çünkü çevreni asla yok sayamazsın. Sıkışıp kalmaya gerek var mı peki, hayır kesinlikle yok. Bunu keşfeden akıllı bir insanın dengeyi kuramama ihtimali yoktur. Ne kendinden vazgeç ne de çevrenden. Sen, sen olarak kendine katarken çevreni aydınlatmazsan, kabuğuna çekilirsen neye yarar ki faydasızlık. Denge üzerine öyle çalış ki ne vicdanın seni sürgün etsin senden. Ne de etrafındaki insanlardan sürgün vurulsun.

      Kendin olmak için; keşfet, inşa et. Kendin ol; ışık saç ,umut ol…

 

                                                                                                                            YAKAMOZ…

 

 


KALP GÜNLÜĞÜ; BAZI ANLARI TEKRAR YAŞAMAK

 

   









    Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Hayvanları çok seven bu kıza amcası bir gün güzel bir kanarya hediye etmiş. Kız küçücükmüş, kanaryası da öyle. İki küçük kalp koca bir sevgiyle bağlanmış birbirine. Küçük kız sesine hayranmış onun, neşe saçan sesine. Küçük kanarya ise heyecanını seviyormuş arkadaşının. Bir gün okuldan gelmiş küçük kız. Küçük kanaryası kafesinde öylece yatıyormuş. Ne olduğuna anlam verememiş önce. Sonra öldüğünü anlamış. Gözyaşları günlerce akmış.              Ayrılmak istememiş arkadaşından. Bahçelerine gömmüşler amcasıyla. Yeni bir tane alırım sana demiş amcası ama istememiş küçük kız. Bir tanecikmiş kanaryası öyle kalacakmış.

       Derken yıllar yılları kovalamış. Küçük kız kocaman olmuş. Onunda küçük bir kızı olmuş. Hayvanları annesinden daha fazla seven bu küçük kıza babası küçük bir kuş almış. Mavi bir muhabbet kuşu. Adını bonibon koymuşlar. Sevimli kuş çok da konuşkanmış. Kısa zamanda bir çok kelime öğrenmiş. Evin neşesine neşe katıp çocuklarla oyun oynarmış. Anneye annecim der, öğleden sonraları göğsünde oturup uyurmuş tatlı kuş.

       Bir gün küçük bir kaza ile bu tatlı kuşu kaybetmişler. Anne kız gözyaşlarını tutamamış. Çok yıllar önce hissettiği acı bu kez annenin kalbini daha çok acıtmış. Annecim diyen sesi kulağından, göğsünde uyuduğu anlar gözünün önünden gitmiyormuş. Bazı anları yıllar sonra da olsa tekrar yaşamak, kalbini sızlatıyormuş insanın. Bazı anları tekrar yaşamak, kuruyan yarayı gözyaşlarıyla yeniden kanatıyormuş. Bazı küçük canlılar boyutlarından çok daha büyük hüzün veriyormuş insana…..

 

                                                                                                              YAKAMOZ…


Kalp Günlüğü; Kalbimdeki Serçe

        Küçücük bir serçenin kanat çırpışlarını hissettin mi hiç kalbinde? Hani o ilk heyecanın yüreğini sardığı çırpışlar. Döne   döne uçar...