Kalp Günlüğü; Kalbimdeki Serçe


 

      Küçücük bir serçenin kanat çırpışlarını hissettin mi hiç kalbinde? Hani o ilk heyecanın yüreğini sardığı çırpışlar. Döne  döne uçarken sevinçten söylediği ötüşleri duydun mu hiç, yükseldikçe yüzünde bahar rüzgarını hissederken.

       Küçük bir çocukken parka girdiğimde sarardı bu heyecan kalbimi. Dedem salıncakta sallarken duyardım kuşların o neşeli ötüşlerini. Kardeşimle doya doya gülerdik. Dondurmacının önünden geçerken birer tane alalım mı? Soru kalbimdeki serçeyi yeniden havalandırırdı. Eve döndüğümüzde ise bizi ananemin mutfağından yükselen kokular karşılardı.

        Meğer çocukluk, büyüyüp geride bıraktığımız bir zaman değilmiş. Çağırdığımızda kalbimizde kanat çırpmaya devam eden küçücük bir serçeymiş.

 

                                                              YAKAMOZ….

KALP GÜNLÜĞÜ; YENİDEN DÖNÜŞ

 





       Merhabalar, uzun değil çok uzun bir aradan sonra yeniden dönüş ile başlıyorum. Hayat içinde kaybolmadan yaşadığın tüm duygularla insanı sararken bazı şeylerden uzak kaldığını fark etmek zaman alıyor. Hangi duygu üzerine, ne hakkında yazayım diye düşünürken kendimi çok fazla zorladığımı ve bu yüzden samimi kelimelerden uzak kaldığımı gördüğüm için yeni bir karar ile yazıyorum.

      Benim işim ne ki; kitaplar, defterler ve kalemime düşen kelimeleri toplamaktan başka. Okuduğum onca güzel kitabın sadece rafa kalkmaması için yazıyorum. Bana hissettirdikleri ne varsa paylaşmak için yeniden dönüyorum. “Eğer hala nefes alıp verebiliyorsan, hayatta bir şeyleri değiştirme şansın var demektir.” Demiş sevgili yazarımız Tarık Tufan.

       Belki de yeniden başlamak yeni bir yol aramak değil bizi biz yapan yere yeniden dönmektir. Bende kelimelerime döndüm. Hoş buldum...

 

                                                                                                                     YAKAMOZ…

 

KALP GÜNLÜĞÜ; YUMURTA DA TAŞIN ÜSTÜNE DÜŞSE TAŞ DA YUMURTANIN OLAN YUMURTAYA OLUR


           




                         

           Koca bir hikaye tek bir cümleyle saatlerce düşünerek, anlatarak, anlamaya çalışarak geçti. Yaseminler tüter mi hala? Sevgili Alev Alatlı’nın romanı. Kendisiyle tanıştığım ilk kitabı olduğu için gözümde yeri hep ayrı olacak. Biraz bahsetmek istiyorum. Olay Eleni isminde bir kızın yaşadıklarını anlatıyor. Sadece anlatmıyor yaşatıyor demeliyim. Eleni çocukluktan gençliğine, evlenme çağından bir yuva kurduktan sonra başına gelenlerle ve sonrasında yaşadıkları ile asla böyle bir sonu hak etmiyordu. Tabi hikaye bu ya bize ders değil ders silsilesi vermesi için başı da sonu da sarsıcı en önemlisi etkileyici. Biz zaten şöyle olmalıydı böyle olmalıydı deyip olması gerekenleri değil olanları konuşacağız.

             Konumuz oradan oraya sürüklenen sevgili Eleni’nin aslında hiçbir yere hiçbir kimliğe ait olamayışı. O kadar zor bir şey ki yazmak için kafamdakileri toplamak uzun zamanımı aldı. Hayatını anlamaya çalışarak geçirdiğimiz onca dersi süzgeçten geçirip oturtmak da bir o kadar zaman aldı. Sevili Eleni’nin baskı altında olması, sürekli başkaları tarafından yönetilmesi asla, kendi gibi olamaması; sonunda kendine yabancılaşan, kim olduğunu, ne olduğunu anlamlandıramadan hayatını noktalaması derin bir sızı bıraktı gerçekten kalbime. Bizler hayatı anlamaya çalışarak yaşamak isterken tüm hakları elinden alınıp rüzgar karşısında bir yaprak gibi oradan oraya sürüklenen Eleni için ne acı bir sondu yaşadıkları. Sevildiğini hissedip kendine yeni bir başlangıç yaptığında, evlatlarıyla kendine mutluluklar katıp huzurlu bir yuvada yaşarken iftira ve şüphenin kurbanı olarak kendini yine bambaşka bir yerde bulması da kalbime ayrı bir acı yerleştirdi.

               İkinci şansını tüm eksikliklere ve doldurulamayacak boşluklara rağmen inşa etmeye çalışırken; bahçesine ektiği çiçeklerle ilk kez kendi içinden geldiğini yapıyordu. Çiçekler filizlenip büyümeye başladığında yüreğinde de mutluluk filizleri yeşermeye başladı. Ama bir yerde içinde bir yerde bozulması, solması an meselesiydi bu mutlulukların. Çünkü ne zaman böyle ısınsa yüreği adeta bir kar fırtınası gelir alt üst olurdu her şey. Öyle de oldu. Ansızın gelen sonu yaşarken kim olduğuna hala karar veremedi. Eleni, Naciye. Kelimei şehadet getirirken bile İsa’yı kalbinde hissetti. Tüm hayatı böyle geçti işte. Asla ben buyum diyemedi. Demek bir yana hissedemedi bile.

               İşte yumurta (eleni) da taşın (gücün) üzerine düşse taş da yumurtanın kırılan her zaman yumurta olur.

 

 

                                                                                                      YAKAMOZ…

                   

KALP GÜNLÜĞÜ; KAVUŞMAK ZAMANI

 








         Yaklaşık üç ay önce bir şeyler yapmalı dediğim, bir şeyler daha katmalı kendime dediğim günlerde bir kitap kulübü arayışına girmiştim. Okumalı, üzerine düşünmeli, konuşmalı, saatlerce düşünüp konuşmalı bir ortam arıyordum kendime.

        Derken sosyal medyada önüme bir fotoğraf düştü. Yıllar evvel, lise çağlarımda o lay lay lom zamanlarımda beni kitaplara aşık eden, çok çok sevdiğim hocam bir kurum vasıtasıyla kitap incelemesi yapacak bir grup davetiyle, tüm samimiyetiyle gülümsüyordu fotoğrafta. Gurbette sevdiğiniz biri vardır da size geliyorum dediği an hissedilen o heyecanı bilir misiniz? Ya da sevdiğiniz insana sarıldığınızda şükür kavuşturana dediğiniz o anı. Kalbinize ihtiyacı olan yağmurun yağdığını hissettiniz mi hiç. İşte tam olarak böyle hissettim o fotoğrafı gördüğümde. Uzaklardan gelen bir dosta sarılmış, şükür ettiğim o an da bahar yağmurlarının yağdığını hissettim kalbime. Mutlaka katılmalıyım deyip başladığım ve şu zamana kadar devam eden sohbetimizde değerli hocam ve birlikte yol aldığımız (hocam bu duruma biz olma hali diyor) değerli ablalarımla Alev Alatlı okuyoruz. Kimdir, ne iş yapar bilmediğim, sadece ismini duyduğum Alev Alatlı’yı, onu birebir tanımış, vakit geçirmiş, yüreğine işlemiş sevgili hocam sayesinde tanımak, anlamak değil anlamaya çalışmak olan bu yolda, bazen içimizi ısıtmak bazen ruhumuzun pencerelerini açıp ferah bir serinlik hissetmekteyiz.

       Birkaç aydır içime işlenenleri ne yapsam nasıl yapsam da döksem kaleme derken hocamın ‘sanat insanın kendisiyle özgürleştiği en iyi alandır’ cümlesi kalemime sardı beni. Kafamda evirdim çevirdim ve kalp günlüğü yolculuğumu biz sohbetlerimizle devam ettirmeye karar verdim. Bu giriş umuyorum ilerde bizi daha da saracak. Kalbimde yıllar önce atılan tohumların filizlendiğini hissettiğim bu yolculukta yağmurlarımı sizlerle paylaşmaya can atıyorum. Hayata sadece gözlerimizle değil kalbimizle bakmaya cesaretimiz yoksa tabuları yıkıp kalbimizin penceresini aralayalım, kavuşma zamanı…..

 

                                                                                                                      YAKAMOZ

KALP GÜNLÜĞÜ; SIRADAN ANLARIN GÜZELLİĞİ

 











      Aklında yapılacak onlarca işi düzene sokmaya çalışırken yeni bir güne uyanmanın güzelliğini kaçırıyoruz bazen. Tüm düşünceleri kenara bırakıp, perdeyi açtığında güneşin odana misafir olmayı beklediğini anlıyorsun önce. Camı araladığında ise içeri giren toprak kokusuyla yağmurun yağdığını anlıyorsun. Derin bir nefes alarak ruhunu sakinliğe bırakırken fark ediyorsun; işte bu an her gün yaşanan ama nadir hissettiğin sıradan bir güzellik.

      Kızarmış ekmek kokusuyla gözlerini açtığın sabahlar da nadir hissettiğin bir güzellik. Ailece yaptığın kahvaltılarda attığın kahkahanın keyfini sürerken bir arada olmanın hissettirdiği de. Küçücük bir çocukken salıncakta sallandığında, bulutlara kavuşma hayaliyle daha fazla hızlanman da bir güzellik iken yıllar sonra çocuğunu o zevkle sallaman da nadir hissettiğin bir güzellik. Birlikte doyasıya gülebildiğin dostunun yanında olması koca bir güzellikken, gözyaşlarını da onunla paylaşabildiğinde yüreğine gelen ferahlık nadir hissettiğin bir güzellik. Hayatını hayallerle süslemende bir güzellik, sevdiğin insanın hayallerini gerçekleştirmesiyle hissettiğin o heyecan da nadir hissettiğin bir güzellik.

      Tüm güzellikleri nadir hissetmenin tek sebebi koşturma, sürekli bir koşuşturma. Yavaşlamayı bilmememiz en büyük problem hissetmeye. Bir an sakinleşsek güzellikleri nadiren değil her an hissedebileceğiz. Çünkü hayat; hayallerin, gülüşlerin, gözyaşlarının ve heyecanların tümüdür.  Sakinleş, yavaşla ve hisset sıradan anların güzelliğini…

 

                                                                                                       YAKAMOZ…

KALP GÜNLÜĞÜ; KENDİN OLMAK

 



      “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının isteklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor”  demiş Clarissa P.Estes.

      Kendimiz olmak; bunu yapmaya ne zaman başlıyor insan tahminen. Benim gibi yirmi beşine kadar pembe gözlük taktıysanız, işte anca ondan sonra. Önce kendini keşfedip ne yapacağına karar verince insan çok daha kolay kendini şekillendiriyor ya hani, işte sonrasında görülüyor ki sürgün vurulmak an meselesi.

      Bir duraklama geliyor orada insana çünkü çevreni asla yok sayamazsın. Sıkışıp kalmaya gerek var mı peki, hayır kesinlikle yok. Bunu keşfeden akıllı bir insanın dengeyi kuramama ihtimali yoktur. Ne kendinden vazgeç ne de çevrenden. Sen, sen olarak kendine katarken çevreni aydınlatmazsan, kabuğuna çekilirsen neye yarar ki faydasızlık. Denge üzerine öyle çalış ki ne vicdanın seni sürgün etsin senden. Ne de etrafındaki insanlardan sürgün vurulsun.

      Kendin olmak için; keşfet, inşa et. Kendin ol; ışık saç ,umut ol…

 

                                                                                                                            YAKAMOZ…

 

 


KALP GÜNLÜĞÜ; BAZI ANLARI TEKRAR YAŞAMAK

 

   









    Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Hayvanları çok seven bu kıza amcası bir gün güzel bir kanarya hediye etmiş. Kız küçücükmüş, kanaryası da öyle. İki küçük kalp koca bir sevgiyle bağlanmış birbirine. Küçük kız sesine hayranmış onun, neşe saçan sesine. Küçük kanarya ise heyecanını seviyormuş arkadaşının. Bir gün okuldan gelmiş küçük kız. Küçük kanaryası kafesinde öylece yatıyormuş. Ne olduğuna anlam verememiş önce. Sonra öldüğünü anlamış. Gözyaşları günlerce akmış.              Ayrılmak istememiş arkadaşından. Bahçelerine gömmüşler amcasıyla. Yeni bir tane alırım sana demiş amcası ama istememiş küçük kız. Bir tanecikmiş kanaryası öyle kalacakmış.

       Derken yıllar yılları kovalamış. Küçük kız kocaman olmuş. Onunda küçük bir kızı olmuş. Hayvanları annesinden daha fazla seven bu küçük kıza babası küçük bir kuş almış. Mavi bir muhabbet kuşu. Adını bonibon koymuşlar. Sevimli kuş çok da konuşkanmış. Kısa zamanda bir çok kelime öğrenmiş. Evin neşesine neşe katıp çocuklarla oyun oynarmış. Anneye annecim der, öğleden sonraları göğsünde oturup uyurmuş tatlı kuş.

       Bir gün küçük bir kaza ile bu tatlı kuşu kaybetmişler. Anne kız gözyaşlarını tutamamış. Çok yıllar önce hissettiği acı bu kez annenin kalbini daha çok acıtmış. Annecim diyen sesi kulağından, göğsünde uyuduğu anlar gözünün önünden gitmiyormuş. Bazı anları yıllar sonra da olsa tekrar yaşamak, kalbini sızlatıyormuş insanın. Bazı anları tekrar yaşamak, kuruyan yarayı gözyaşlarıyla yeniden kanatıyormuş. Bazı küçük canlılar boyutlarından çok daha büyük hüzün veriyormuş insana…..

 

                                                                                                              YAKAMOZ…


Kalp Günlüğü; Kalbimdeki Serçe

        Küçücük bir serçenin kanat çırpışlarını hissettin mi hiç kalbinde? Hani o ilk heyecanın yüreğini sardığı çırpışlar. Döne   döne uçar...