AH BABALAR, BABALARIMIZ
Bir araya
getirilemeyen harfler, toparlanıp kelimelere dökülemiyor ne vakittir.
Düşünüyorum, en son neredeydim, nerede yarım kaldı tüm hissettiklerim.
Defterimi karıştırırken notlarıma denk geldim, işte o an fark ettim; yüreğime
neler sakladığımı. Okuduğum bir kitaptan not aldığım bir cümleydi bu. Babalar
diyordu; babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
Bu cümlenin
ötesine gitmiyor ne zamandır kalemim. Ne zamandır hissetmek istemiyorum bu
tokat gibi sözü. Devamlı bir oyalanma halindeydim ne zamandır. Gülüyorum,
eğleniyorum, okuyorum, yorgun hissedene kadar kafamı yastığa koymuyorum ne
zamandır. Aylar geçmiş kalemi elime almayalı, kalbime kulak vermeyeli. Şimdi
bile öyle zor duyuyorum ki sesini. İnsan hissetmek istemediği şeylere
kapatırmış kulaklarını. Nedendir bu hal anlamıyorum bir türlü. Aslında
anlıyorum da istemiyorum işte.
Zor, çok zor geliyor bazı şeyler. Hissetmesi zor gelen şeyleri sindirmesi daha da zor geldiğinden tutuldu kalbim, kalemim. Büyük zorluk değil mi babalarımızı ağlarken görmek. En azından benim için öyle. Sayılı sefer şahit oluruz bu duruma. İşte gözyaşları, yalnızlık alametidir babalarımızın. Ben ilk kez babamı annesini kaybettiğinde ağlarken görmüştüm. Kayıplar herkese ağır gelen derin yaralardır. Kabuk bağlaması aylar belki yıllar süren derin yaralar. Son dayanağı babası kalanlar dağlarını kaybettiğinde ne hisseder peki. Ben ilk kez babasız kalmanın ne olabileceğiyle yüzleştim, babam babasını kaybettiğinde. Kızlarını sıkı sıkı göğsüne basan o adam, uçuruma dönüşen yalnızlığını ailesiyle bastırıyordu yüreğine.
Ah babalar,
babalarımız, hiçbir zaman yalnız olamazsınız.
Yakamozun
güzelliği yüreklerinizde,
Sarılın
evlatlarınıza…
