Aklında yapılacak onlarca işi düzene sokmaya
çalışırken yeni bir güne uyanmanın güzelliğini kaçırıyoruz bazen. Tüm
düşünceleri kenara bırakıp, perdeyi açtığında güneşin odana misafir olmayı
beklediğini anlıyorsun önce. Camı araladığında ise içeri giren toprak kokusuyla
yağmurun yağdığını anlıyorsun. Derin bir nefes alarak ruhunu sakinliğe
bırakırken fark ediyorsun; işte bu an her gün yaşanan ama nadir hissettiğin
sıradan bir güzellik.
Kızarmış ekmek kokusuyla gözlerini açtığın
sabahlar da nadir hissettiğin bir güzellik. Ailece yaptığın kahvaltılarda
attığın kahkahanın keyfini sürerken bir arada olmanın hissettirdiği de. Küçücük bir
çocukken salıncakta sallandığında, bulutlara kavuşma hayaliyle daha fazla
hızlanman da bir güzellik iken yıllar sonra çocuğunu o zevkle sallaman da nadir
hissettiğin bir güzellik. Birlikte doyasıya gülebildiğin dostunun yanında
olması koca bir güzellikken, gözyaşlarını da onunla paylaşabildiğinde yüreğine
gelen ferahlık nadir hissettiğin bir güzellik. Hayatını hayallerle süslemende
bir güzellik, sevdiğin insanın hayallerini gerçekleştirmesiyle hissettiğin o
heyecan da nadir hissettiğin bir güzellik.
Tüm güzellikleri nadir hissetmenin tek sebebi
koşturma, sürekli bir koşuşturma. Yavaşlamayı bilmememiz en büyük problem
hissetmeye. Bir an sakinleşsek güzellikleri nadiren değil her an
hissedebileceğiz. Çünkü hayat; hayallerin, gülüşlerin, gözyaşlarının ve
heyecanların tümüdür. Sakinleş, yavaşla
ve hisset sıradan anların güzelliğini…
YAKAMOZ…
