Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Hayvanları çok seven bu kıza amcası bir gün güzel bir kanarya hediye etmiş. Kız küçücükmüş, kanaryası da öyle. İki küçük kalp koca bir sevgiyle bağlanmış birbirine. Küçük kız sesine hayranmış onun, neşe saçan sesine. Küçük kanarya ise heyecanını seviyormuş arkadaşının. Bir gün okuldan gelmiş küçük kız. Küçük kanaryası kafesinde öylece yatıyormuş. Ne olduğuna anlam verememiş önce. Sonra öldüğünü anlamış. Gözyaşları günlerce akmış. Ayrılmak istememiş arkadaşından. Bahçelerine gömmüşler amcasıyla. Yeni bir tane alırım sana demiş amcası ama istememiş küçük kız. Bir tanecikmiş kanaryası öyle kalacakmış.
Derken yıllar
yılları kovalamış. Küçük kız kocaman olmuş. Onunda küçük bir kızı olmuş.
Hayvanları annesinden daha fazla seven bu küçük kıza babası küçük bir kuş
almış. Mavi bir muhabbet kuşu. Adını bonibon koymuşlar. Sevimli kuş çok da
konuşkanmış. Kısa zamanda bir çok kelime öğrenmiş. Evin neşesine neşe katıp
çocuklarla oyun oynarmış. Anneye annecim der, öğleden sonraları göğsünde oturup
uyurmuş tatlı kuş.
Bir gün küçük
bir kaza ile bu tatlı kuşu kaybetmişler. Anne kız gözyaşlarını tutamamış. Çok
yıllar önce hissettiği acı bu kez annenin kalbini daha çok acıtmış. Annecim
diyen sesi kulağından, göğsünde uyuduğu anlar gözünün önünden gitmiyormuş. Bazı
anları yıllar sonra da olsa tekrar yaşamak, kalbini sızlatıyormuş insanın. Bazı
anları tekrar yaşamak, kuruyan yarayı gözyaşlarıyla yeniden kanatıyormuş. Bazı
küçük canlılar boyutlarından çok daha büyük hüzün veriyormuş insana…..
YAKAMOZ…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder