Bazı kitaplar yalnızca okunmaz. İnsan onları dinler; sayfalar ilerledikçe karakterlerin sesi değil, kendi içinde sessizce dolaşan sorular konuşmaya başlar. Bir radyo istasyonunda gece programları yapan genç bir adamın dilinden hayat hakkında savrulan sözlerin bir araya getirdiği içten ve derin hikayelerin anlatıldığı hoş bir kitap kekeme çocuklar korosu.
İsmi üzerine çok
düşündüm. Okuduktan sonra; hissettiği şeylerin enkazında kalan, dile dökemeyen
insanların halinden, duruşundan ve bazen gözlerinden anladığı o duyguları
hikayeleştirmesi sebebiyle bu ismi verdiğini düşündüm. İnsan bazen öyle anlar
yaşar ki anlatamaz dile dökemez. Hali ve duruşu bir kekeme gibi ele verir onu.
“Her acı çekene
hayatın devam ettiğini hatırlatmalarından nefret ediyorum. O anlarda hayat
devam etmiyor aslında. Sen durduğun anda hayat da duruyor. Ama sen yitirmeye
devam ediyorsun.” Nasıl da vurdu beni bu paragraf. Kalbinde evlat acısı, kardeş
acısı taşıyan insanları düşündüm. Sahiden hayat devam ediyor mu? İçin için
tükenirken her yeni günde; güzel
başladıkları ama evladına sarılan bir anne gördüğünde hissettikleri o sızıyla
güne devam eden o kız için hayat devam ediyor mu gerçekten? Bayram günü herkes
ana baba ziyareti yaparken senin o kapının çoktan kapandığını yeniden hissettiren
o sızıyla hayat devam ediyor mu gerçekten? Bazı soruların cevabı yoktur.
Sadece insanın içinde büyüyen bir sessizliği vardır. Bir telefon uzağında olan
kardeşinin artık orada olmadığını bildiğinde hissettiğin o sızıyla hayat devam
ediyor mu gerçekten? Ediyor etmesine de sen içindeki sızıyla gözündeki yaşlarla
suluyorsun sevdiklerinin topraklarını.
Ve bir kez daha
anılara dalıyorsun; gülüşlerin olduğu o güzel anılara. Sonra yanı başında
olsalardı neler yaşıyor olurduk birlikte diye küçük tatlı hayaller kuruyorsun.
Evet hayat devam eder etmesine sen içinde büyütmeye devam ederken özlemi….
YAKAMOZ…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder